Biz Bir Elmanın iki Yarısı Gibiyiz

Kısa Süreli Yaz Aşkınızı Nasıl Kalıca Bir ilişkiye Çeviririz?

Biz Bir Elmanın iki Yarısı Gibiyiz

Günümüz ilişkilerine baktığımda, ait ya da sahip olma, ‘hayatını onun üzerine kurma’, teslim olma gibi kavramlarla çok sık karşılaşıyorum. Birçok kişi onları tamamlayacak, sahiplenecek, yeri geldiğinde yönetecek, hayatlarını emanet edebilecekleri, tabiri caizse Biz Bir Elmanın iki Yarısı Gibiyiz olabilecekleri bir partner hayali gütmekte.İki kişinin birbirine bağlı değil, bağımlı olduğu ve taraflardan birinin çıkışı ile diğerinin hayatının tam anlamıyla yıkıldığı ‘büyük aşkları’, romantik bir fanteziye dönüştürmüş bir kesim görüyorum. Ve endişeleniyorum.

Eğer bu yazıyı evinizde okuyorsanız herhangi bir televizyon kanalını açın ve karşınıza çıkan ilk diziyi 15 dakika boyunca izleyin. Adamın haber vermeden kadının kapısında bitmesi, işini gücünü bırakıp kadını kendi kendine rahatlıkla taksi ile gidebileceği bir yere özellikle ısrar ederek arabası ile bırakması, yoluna çıkan tüm hemcinslerinden kıskanması (ve bunun kadının hoşuna gitmesi) ve olay çıkarması, kadının çalışmasına tepki göstermesi, kadını tek başına herhangi bir programa yollamaması ya da özellikle eşlik etmesi gibi durumlardan kaç tanesine denk geleceksiniz acaba?

“Sen benimsin”, “Sensiz yaşayamam ben”, “Sen nereye ben oraya”, “Asla yalnız bırakmam seni” ya da biraz daha dramatikleşmek gerekirse, “Sensiz aldığım her nefes haram bana” ve “Sen olmayınca güneş doğmuyor benim için” gibi izleyici kitlesinin mezhebine göre gittikçe arabeskleşen, kalıplaşmış ve maalesef kültürümüzde artık sağlam bir yer edinmiş cümlelerden bir tanesine rastlamanız kaç dakikanızı alacak?

Sevgiliniz kıskanç biri olabilir mi?

İzlediğimiz dizilerde, dinlediğimiz müziklerde ya da en çok hoşumuza giden aşk hikayelerinde sürekli bize aleni bir şekilde dayatılan son derece ataerkil bir ilişki yapısı mevcut. İşin daha vahim olan kısmı ise, bu durum artık bir arz talep meselesine dönüşmüş durumda ve ne yazık ki bu şekilde düşünmeyen kadınlar ya da adamlar bile artık aranılan şey bu olduğu için kendilerini ‘maço erkek’ ve ‘yardıma muhtaç kadın’ klişelerine uyarlama çabası içinde.

İlk soru: Kıskanç mısınız? İkinci soru: Sevgiliniz kıskanç biri olabilir mi? Bu soruların ikisine de hayır cevabı veren birisi ile henüz tanışmak kısmet olmadı. Heyecanlı bekleyişim sürmekte.

Şaka bir yana, aldığım cevaplar genelde insanların kıskanç olduğu yönünde ve buraya dikkat:

Karşı tarafın da kıskanç olmasını istedikleri şeklinde. “E biraz kıskansın tabii, hiç kıskanmıyorsa sevmiyordur” cümlesi ikinci sorunun en sık karşılaştığım cevabı. Toplumun hemen hemen her kesiminden, eğitim derecesi, sosyoekonomik statüsü ya da sosyokültürel sınıfı fark etmeksizin duyduğum bir cevap bu üstelik.

Sonuçta biz de böyle bir milletiz. Sevdik mi dibine kadar, sildik mi ölüme kadar!” demek her ne kadar eleştirdiğim bu literatürde yerine ‘cuk’ diye otursa da ben, bu algıyı biraz olsun değiştirebilmek adına yazmaya devam ediyorum.

İnsan insanı hastalık, ölüm, ayrılık gibi büyük yol ayrımlarında tanır.

Bir önceki yazımda « makalem ilgini çekebilir. Okumak istermisin ?
2 yorum
194 okuma
27 Mayıs, 2018
Admin
Admin

Site web editörü olan admin makale yazarlığı yapar. Site web editörü olan admin makale yazarlığı yapar. Site web editörü olan admin.


Yorumlar



Yorumlar (2 Yorum)

  • Kendini seven, güvenen, değer veren, hayatı bütün bir insan, kendi gibi başka birisi ile hayatını uyumlama seçimini yaparsa eğer bu ilişkide kıskançlığa yer kalır mı?

  • Bir elmanın iki yarısı derken abartılan saygı ve sevgilerin özeti olmuş. Ama gerçek ve acı veren ise TV dizilerinin hayatımıza ne kadar girdiği dir. Çok güzel özetlemişsiniz elinize emeğinize sağlık sayın ADMİN.

Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?